Doğaya verdiğimiz zararı ve bu zararı en düşük düzeye indirmek için birey olarak neler yapabileceğimizi fark etmemizi sağlayacak bir yazı yayınladık.
İlgilerinizi rica eder ve sizleri, kendimize ve gelecek nesillere hak ettiğimiz dünyayı geri kazandırmak için el ele vermeye davet ederiz.
“Yaşayabileceğimiz tek bir dünya var ve dünyamızı kendi elimizle yok ediyoruz.”
Dünyamız, yüzyıllar boyunca insanoğlunun nüfusunun artması ve gelişimi sonucunda kirlenmeye başlamıştır. Kirlilik her geçen gün artarak doğal yaşamı tehdit eder seviyeye geldi.
“Dünya nüfusunun %20’sini oluşturan kalkınmış ülkeler, dünya kaynaklarının %80’ini kullanıyor ve bu oranda da dünyayı kirletiyor. Dünyamız hızlı bir şekilde kirleniyor. Biyolojik çeşitliliğimiz gittikçe azalıyor.”

Dünya ormanları 8 milyar hektardan 3.6 milyar hektara düştü. Dünya’da her yıl 20 milyon hektar orman alanı yok oluyor. Yağmur ormanları neredeyse kalmadı.
Petrol, gaz, kömür gibi fosil yakıtlar ile metan, azot oksit ve diğer sera gazları atmosferi kirletmeye devam ediyor. Son elli yılda fosil yakıtların tüketimi 9 kat arttı. Bunun neticesinde küresel ısınma tehlikeli boyutlara ulaştı. Böylece son yüz yılda dünya 0,7 derece ısınarak okyanuslar 20 cm yükseldi.

Küresel ısınmayla birlikte dünyanın dengesi bozuldu. Mevsimler değişti, bitkiler erken çiçek açmaya, hayvanlar erken doğurmaya başladı. Kuşların göç zamanı değişti, kış uykusuna yatan hayvanlar uykuyu unutmaya başladı. Susuzluk, kuraklık, açlık, iklim göçleri, başta kasırgalar olmak üzere doğal afetler, salgın hastalıklar…
2050 yılında 9 milyar olacağı hesaplanan dünya nüfusu için %70 daha fazla gıda üretilmesi gerekiyor. Bu oranda da üretim için su tüketilecek. Günümüzde bir insanı besleyecek gıda üretimi için yılda 2 ile 5 ton su harcanıyor. Böyle giderse 2025 yılında dünya nüfusunun üçte ikisi susuzluk ile ilgili sıkıntı yaşayacağı hesaplanıyor. Ayrıca gıdaların %30’u çöpe gidiyor. Böylece çöpe giden gıdalar kadar su kaybı oluyor.

Denizler, akarsular, göller, yer altı suları kirlendi. Su dengesini ve doğal dengeyi sağlayan dünyadaki sulak alanların yarısı kurutuldu. Son 40 yılda dünya, kullanılabilir sularının neredeyse yarısını kaybetti.
İnsanların mevcut yaşama ve tüketim alışkanlıklarını devam ettirmek için 1,5 gezegene ihtiyaç olacağı hesaplanmaktadır. Kızılderili reisin 19. yüzyılda söylediği “KENDİ ÇÖPLÜĞÜNÜZDE BOĞULACAKSINIZ” sözü adeta bu günleri anlatmaktadır.

“Biyolojik çeşitlilik üzerinde muazzam bir baskı oluşturan bu hoyratça yaşama tarzı dünyadaki tüm canlıların geleceğini tehdit ediyor.“

Bir insanın günlük ihtiyacı olan 15 m3 temiz havayı bir tek taşıtın sadece 10 dakikalık bir süre içerisinde tehlikeli hale dönüştürmesi, kentlerdeki yüz binlerce taşıtın neden olduğu hava kirliliğinin boyutu hakkında bizlere yeterli bir fikir verebilir.
Çarpıcı başka bir örnek daha: Harvard Üniversitesi, University College London ve diğer üniversitelerden bir grup bilim insanı yaptıkları araştırma ile fosil yakıt kullanımından kaynaklanan hava kirliliğinin dünya çapında beş ölümden birinin sorumlusu olduğunu ortaya koydu.
Hava kirliliği, doğrudan ve dolaylı yoldan canlılara zarar verir. Kirli hava, canlıların nefes almasından, tüketilen besinlere kadar etki ederek yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor.
Peki, neler yapabiliriz?
1. Bütün problemlerin çözümünde olduğu gibi öncelikle eğitime ağırlık verilmeli, müfredata çevre eğitimi dersleri eklenmeli ve halk bu konuda bilinçlendirilmelidir.
2. Doğayı kirleten fosil yakıtlar (petrol, kömür vb.) olabildiğince az kullanılmalı, bunların yerine doğalgaz, güneş enerjisi, jeotermal enerji vb. enerjilerin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
3. Yerleşim yerlerinde yakıt tüketimini minimize etmek amacıyla, merkezi ısıtma sistemleri kullanılmalıdır.
4. Sanayi kuruluşlarının bacalarına filtre takılması ve hatta mümkünse çevre dostu üretim yapılmalıdır.
5. Sanayi atıklarının geri dönüştürülmesi, dönüştürülemiyorsa kontrollü şekilde imha edilmesi zorunlu hale getirilmelidir.
6. İnsanlar, ozon tabakasına zarar veren maddeleri içeren ürünler yerine çevre dostu muadillerin kullanılması için teşvik edilmelidir.
7. Kesilen her bir ağaç yerine, (ağaç büyüklüğüne göre) belirlenen sayıda ağaç dikimi projesi hayata geçirilmeli ve devlet tarafından takibi sağlanmalıdır.
8. Sanayi bölgesinde bulunan firmalar, bilinçlendirilmeli ve firmalara sıkı bir denetim yapılmalıdır.
9. Çözünmeyen her türlü temizlik ürün kullanımı önlenmeli, bunların yerine doğada çözünen, %100 bitkisel içerikli ürünler kullanılmalıdır.
10. Plastik, pil gibi atıldığında doğaya ciddi zararlar veren ve düşük geri dönüşüm oranlarına sahip ürünler yerine, %100 geri dönüştürülebilir ürünlerin AR-GE çalışmalarının yapılıp devlet tarafından desteklenmesi gerekmektedir.

Henüz çok geç değilken, her birey kendi üzerine düşen sorumluluğun farkında olmalı, gelecek nesilleri bu bilinçle yetiştirmeli ve bu gidişata “DUR!” demeliyiz.

